Ki bütün nehirler denizlere akmaz
"Suyunu kendi eteğinde toplayan kadınlar: göl olur sonra!
Ve göller denizlere değil dağlara sığınırlar"
aslında nehir olamayanların göl olmayı bilmesi gerek...
göl de olamazsa ..
çöl olması....
çünkü nehirler...göller ve çöller.....Muallimdir....
Alim yetiştirirler....
Çölün elemi kuvvetlidir...
Muhammed bundan dolayı
Çöllerde dolaştırıldı çocukken...
elem ile alim aynı kökten...
elemlerine sahip çıkanlar alimlerine de sahip çıkarlar...
o yüzden elem ayrı şey,
keder ayrı şey,
arabesk ayrı şey....
ferdi tayfurun, tatlısesin, vs kederi: arabesk
peygamberlerin kederleri ise : elemdir...
arabeskçiler o yüzden dünyayı yakar, şarkılarını yakar
peygamberler: kendilerini ateşe atar!
elem eğitmendir...
Yorgun ruhlara söylemek lazım: elemlerinizi göllere çevirin..
çünkü hayvanlar ve kuşlar ormanda göllere yakın yerlerde yaşarlar...
Göller gibi dağlara sığınan bir çiçek vardır; o da Berfin!
Güneşi görünce ölür, o da!
Biz Güneşin tefsiriyiz bakışlarımızda
O yüzden aydınlık bakar, yüreğimiz karanlıklara...
elemlerinizi çöllere çevirin....
hamzayı ömeri aliyi ve muhammedi ÇÖL çıkarmıştır bağrından!
ya çöle dönmeli ya da göle..
o yüzden bir şiirimde demiştim ki
"her sabah mavi bir çöle bırakıp dönüyrm kendimi...
ç/ölüm doğursun diye beni"
.. çöl deyip geçme: çöl: annedir....
doğrurur....
çöl: sessizdir...
çünkü sadece sessizlikte dinleyebilir bir peygamber içindeki sesleri...
sessiz ruhlar çöl olmayı başarmış ruhlar
...diğer seslere yer açarlar..
ses karmaşasında , sağır eder kirlilik kendilerini ve etrafındakileri..
sessizlik demek aslında ses demektir
..sessizlik sese yapılmış en büyük iyiliktir
... o yüzden tüm peygamberler sessiz bir yalnızlığın içinden gelmişlerdir...
Allah bugün bize peygamber gönderecek olsaydı....
bu peygamber eminim İstanbuldan değil,
Bu ülkenin en sessiz ve uzak şehrinden çıkardı..
sessiz olmak lazım...sakin olmak lazım...
sessiz olmak lazım...sakin olmak lazım...
sessiz olmak lazım....sakin olmak lazım....
sessiz olmak lazım...sakin olmak lazım....
sessiz olmak lazım ki
SES İŞİTEBİLESİN!!!
ah hayat: ve dayatılan çark:
Hiralarımızı sen bıçakladın!"
Ve "Muhammed"
40.gün o sessizlikte bir ses duydu:
OKU!!!
SENİ VAR EDEN YARATAN RABBİNİN ADIYLA...
OKU O SENİ BİR ALAKADAN VE İLGİDEN YARATTI...
KayıpKentli
KALEM; BEN VE ÖLÜM

yaşayan şeytanların dünyasından sesleniyrm sana
dışarıda heep yağmurlar yağdı
sen bunu bilmedin
sen öldüğümü...
sen dirildiğimi...
sen sonra öldüğümü...
sen benim tekrar kendime dirildiğimi...
bilmedin!
kalbinde taş taşıyanların dünyasında
ben taşında kalp taşıyanlardandım
çünkü ben hikmeti ve kelimeyi sevdim...
sevdim azizim...
sahaflarda ne arar avuçlarım
sen bunu bilmedin
alnıma gömdüğüm gülüşlerin
yüzümden düşen bin parçam...
şakaklarımda otogar kokan bir askı
sesimde tarifsiz bir gazel...
bilmedin...
tarih çağ ve yalanlar
ağıt kan ve sokaklar
zaman ahd ve umutlar
kalem
ben ve ölüm...
bendeki ölüm bir yaşam ağrısıdır
ölülerin dünyasından bir göçün çağrısıdır
kan kusanların dünyasında
can tutanların kavgasıdır
sen bunu bilmedin..
şiirini yaza yaza
şiir oldum
bilmedin.
sorma...
ölümedirildiğimi...söylemeyeceğim.
K.kentli .. .. 2008
dışarıda heep yağmurlar yağdı
sen bunu bilmedin
sen öldüğümü...
sen dirildiğimi...
sen sonra öldüğümü...
sen benim tekrar kendime dirildiğimi...
bilmedin!
kalbinde taş taşıyanların dünyasında
ben taşında kalp taşıyanlardandım
çünkü ben hikmeti ve kelimeyi sevdim...
sevdim azizim...
sahaflarda ne arar avuçlarım
sen bunu bilmedin
alnıma gömdüğüm gülüşlerin
yüzümden düşen bin parçam...
şakaklarımda otogar kokan bir askı
sesimde tarifsiz bir gazel...
bilmedin...
tarih çağ ve yalanlar
ağıt kan ve sokaklar
zaman ahd ve umutlar
kalem
ben ve ölüm...
bendeki ölüm bir yaşam ağrısıdır
ölülerin dünyasından bir göçün çağrısıdır
kan kusanların dünyasında
can tutanların kavgasıdır
sen bunu bilmedin..
şiirini yaza yaza
şiir oldum
bilmedin.
sorma...
ölümedirildiğimi...söylemeyeceğim.
K.kentli .. .. 2008
BEN ARTIK DUA ETMİYORUM

Mermerler aktı içimden s/eller halinde göklere!
Ağ/açlar kirpiklerimden astı kendini gözlerime...
Ne yaptın sen?
Orduların ardına döndü, gitti!
Kaldım mı savaşların ortasında?
Ne yaptın sen?
Rahlelerde, kırdığın kalbimi okuyorum"
Aminler" uğulduyor melekler kulaklarıma..
Ne yaptın sen?
Geceleri peygamberler gelipS/açlarıma ağlıyorlar
Okyanuslar buluyorum sabahları saç diplerimde
At(las)larımdan yırtıp nereye götürdün pişmanlık denizlerini?
Ne zamandır dağlar gözlerimden kıyılara iniyor
Geceleri peygamberler geliyor
U/yanamıyorum
Ne yaptın sen?
G/öç yollarını sadaka bırakır avuçlarıma, kuşlar
Bir kanadım sen de kalmış...
Anlıyor musun?
Ben artık dua etmiyorum
Allah'ın dibinde yaşıyorum
Allah'ın dibi...olur mu? deme!
Paslı kanatlarla örtüyor yüzümü sesime havalanan kuşlar
Ağ/l/ıyorum...
...gittiğinden beri..
Allah'ın dibinde yaşıyorum
Yine de aramızda iki melek
ve koca bir mahşerle...
Kolay değil onca terk edilişten sonra
Allah'a küs(me)mek!!!
Öyle ehemmiyetsiz(!) bir halk içindeyim..
"Aağhahahahaaaaaaaaaağlayan Peygamberler Korosu"'ndan
beni anlatan tek ses:
Bu!!!
Ortadoğu kadar doğal yüzümdeki yangınlar
Teşekkürler resmi ideoloji
Bütün sevdiklerim sana benziyor!!!
"Duanız olmazsa ne ehemmiyetiniz var?" demişti, Yüceler Yücesi
Cevap veriyorum:"-Ben artık Dua etmiyorum-"...
27 ekim 2006-mersin
K.Kentli..
.not: acıdan içimi deştiğim o akşamlarda, ki kendi içime yığılmıştım!; dualarımın hiç birini kabul etmeyen ve beni kendimle bir başıma bırakan Rabbe Hamdolsun!
Dua eden yığınları terkedip bir dua gibi yaşama telaşında olanlara selam olsun!
Ağ/açlar kirpiklerimden astı kendini gözlerime...
Ne yaptın sen?
Orduların ardına döndü, gitti!
Kaldım mı savaşların ortasında?
Ne yaptın sen?
Rahlelerde, kırdığın kalbimi okuyorum"
Aminler" uğulduyor melekler kulaklarıma..
Ne yaptın sen?
Geceleri peygamberler gelipS/açlarıma ağlıyorlar
Okyanuslar buluyorum sabahları saç diplerimde
At(las)larımdan yırtıp nereye götürdün pişmanlık denizlerini?
Ne zamandır dağlar gözlerimden kıyılara iniyor
Geceleri peygamberler geliyor
U/yanamıyorum
Ne yaptın sen?
G/öç yollarını sadaka bırakır avuçlarıma, kuşlar
Bir kanadım sen de kalmış...
Anlıyor musun?
Ben artık dua etmiyorum
Allah'ın dibinde yaşıyorum
Allah'ın dibi...olur mu? deme!
Paslı kanatlarla örtüyor yüzümü sesime havalanan kuşlar
Ağ/l/ıyorum...
...gittiğinden beri..
Allah'ın dibinde yaşıyorum
Yine de aramızda iki melek
ve koca bir mahşerle...
Kolay değil onca terk edilişten sonra
Allah'a küs(me)mek!!!
Öyle ehemmiyetsiz(!) bir halk içindeyim..
"Aağhahahahaaaaaaaaaağlayan Peygamberler Korosu"'ndan
beni anlatan tek ses:
Bu!!!
Ortadoğu kadar doğal yüzümdeki yangınlar
Teşekkürler resmi ideoloji
Bütün sevdiklerim sana benziyor!!!
"Duanız olmazsa ne ehemmiyetiniz var?" demişti, Yüceler Yücesi
Cevap veriyorum:"-Ben artık Dua etmiyorum-"...
27 ekim 2006-mersin
K.Kentli..
.not: acıdan içimi deştiğim o akşamlarda, ki kendi içime yığılmıştım!; dualarımın hiç birini kabul etmeyen ve beni kendimle bir başıma bırakan Rabbe Hamdolsun!
Dua eden yığınları terkedip bir dua gibi yaşama telaşında olanlara selam olsun!
Vedalar emzirsin; Ve Dağlar Güllerimizi...

gözlerimden tabutlar kalkıyor
beni bırak...
götür ellerimi
biz yaşadıkça eksildik
yokluklara,olmamışlıklara verenlerdendik
yüreğini ve çığlığını...
delileri bindirir gönderirlermiş ya istasyonlardan
Kurtalan'da koydum ikimizi
şalvar ceplerimize gömdüm gülüşlerimizi
vedalar ağladı bize...
ve dağlar...
(niye vurdular bizi
suçumuz neydi
bu muydu adaletleri?
günah değil mi?)
içinden çıktığımız şehirler
babalar oğullar anneler dile gelsin ki
bize zamanlar karşısında kanama gücü verildi
fakat onlar kendilerine hiç bir ağıdın yetmeyeceğini mi sandılar?
giderken...
suratlarına tükürüp cigerimizi
her ayrılıkta parmaklarını doğrayanlardık biz
parmaklarını ve dudaklarını,ekmek niyetine çorbalara
her ayrılıkta ayaklarını tutuşturanlardık biz
ayaklarını ve parmaklarını, kefalet niyetine suçlara...
seslerine toprak emziren dengebeler
şiirin ve elemin anneleri
emeğin ve kanaviçelerin kız kardeşleri!
Bitmez bizdeki ızdırap
döner sesimiz türkülere
sizler evlat doğurursunuz
bizler evlatlarınıza kör bir tarih
ah kanımı kaza kaza edindiğim umran
tabutlardan gözlerim kalkıyor...
beni götür...
bırak ellerimi...
vedalar emzirsin ve dağlar, güllerimizi...
K.Kentli...
2008 04:30
beni bırak...
götür ellerimi
biz yaşadıkça eksildik
yokluklara,olmamışlıklara verenlerdendik
yüreğini ve çığlığını...
delileri bindirir gönderirlermiş ya istasyonlardan
Kurtalan'da koydum ikimizi
şalvar ceplerimize gömdüm gülüşlerimizi
vedalar ağladı bize...
ve dağlar...
(niye vurdular bizi
suçumuz neydi
bu muydu adaletleri?
günah değil mi?)
içinden çıktığımız şehirler
babalar oğullar anneler dile gelsin ki
bize zamanlar karşısında kanama gücü verildi
fakat onlar kendilerine hiç bir ağıdın yetmeyeceğini mi sandılar?
giderken...
suratlarına tükürüp cigerimizi
her ayrılıkta parmaklarını doğrayanlardık biz
parmaklarını ve dudaklarını,ekmek niyetine çorbalara
her ayrılıkta ayaklarını tutuşturanlardık biz
ayaklarını ve parmaklarını, kefalet niyetine suçlara...
seslerine toprak emziren dengebeler
şiirin ve elemin anneleri
emeğin ve kanaviçelerin kız kardeşleri!
Bitmez bizdeki ızdırap
döner sesimiz türkülere
sizler evlat doğurursunuz
bizler evlatlarınıza kör bir tarih
ah kanımı kaza kaza edindiğim umran
tabutlardan gözlerim kalkıyor...
beni götür...
bırak ellerimi...
vedalar emzirsin ve dağlar, güllerimizi...
K.Kentli...
2008 04:30
SIR

üşüyorum anlıyor musun?..düşüyorum
kelimelerden bir varakayım
bırak akayım yangınlara
sus sende benim gibi, kus
cam kırıkları emzir kendini kendine.
annen yaşlı artık sen büyüteceksin onu
halkın bir ayna iyi bak
ne görüyorsan bu biziz
aynalar yalan söylemez
unutma kötülüklere bile borçluyuz
teşekkür etmeli kötülere
kahramanlar yazdıkça
silersin tarihi
öldükçe dirilirsin
bütün zaferler yenilgilere muhtaçtır,
unutma kimi devler vardır
diğerleri sadece cüce olduğu için...
her ölüm bir doğum
her doğumsa bir ölümdür; unutma!
k.k..güneykent....
.şubat 2006
...DA ÖYLE GELDİM SANA

Nalında su sesleri ç/ağlayan atlar koşuyor omuzlarımda
Damarlarımda ağrıyan (gözyaşı) denizime
Direnen avuçlarımın nehirlerini giydirdim
...de öyle geldim sana
Yüzümde yüzlerce su kırıkları...
Bir ucu Kudüs'le yakılmış yanaklarımdan yukarı yağan
Çocukluğumu...
Ve Annemi,
ve babamı,
ve eşimi kaybettim
...de öyle geldim sana
Tüm tuzu kurularda bir "itler arası diyalog" çığırtkanlığı...
Yüzüme çarpılmadan ben çarpayım yüzümü en iyisi
" Fe Veylun" okuyorum şimdi saçlarıma
Türkçe, Kürtçe, Arapça şaştım kaldım
...da öyle geldim sana...
Ülkemi kaybettim ülkeler içinde
Halkımı yitirdim halkımın içinde
Puttan balta yapmışlar Asa'dan ip...
İbrahim'den bir Musa nasıl çıkartırım bu kalpten?
İşte toparlandım..
İşte gitmiyorum..
Beni bağışla diye kırılmamış dökülmemiş tevbelerle yola düştüm
...de öyle geldim sana
Tanıdığım bütün çirkinler "Gü(ze)lden" bahsediyorlardı
"Nasıl bulmak istiyorsan öyle bırak" yazar mı mesela cennetin kapısında?
bu gurbet çok uzun geldi gençliğimin ortasında
böyle tüm aşklardan...
onun bildiğini bilseydim az gülüp çok ağlayacağım
acıklı kahkahalarımdan caydım
...da öyle geldim sana...
Kilitli kaldı dilim ismimde
Üzerime kapıları kapattım
Hangi adreslere vardıysam herkes yüreğinden yolcu...
Ben: "örtülere bürünenin örtülerine bürünen"
"Kalk!" dedin, kalktım işte..
"başla" dedin satmaya götürdüm kumu be/davadan çöle
anladım: ne kadar kızsa da cellada çokları,
yine de celladın hizmetçiliğine ramdı yolları...
dünyanın tüm ağıtlarını aldım üzerime
"onlara matem bile düşmez" dedim
...de öyle geldim sana
artık dağlar mı yürür denizler mi kabarır
yıldızlar mı dökülür bilemem gayrı...
"Bana ne getirdin" diye sorarsan
Bahar bahar bakan gözlerimi
Ve Kıy(a)metinin –s/is düşüm-ü yüreğimi k/oydum
...da öyle geldim sana...
KayıpKentli
....Güneykent..mersin...
28.03.2006....10:30
Damarlarımda ağrıyan (gözyaşı) denizime
Direnen avuçlarımın nehirlerini giydirdim
...de öyle geldim sana
Yüzümde yüzlerce su kırıkları...
Bir ucu Kudüs'le yakılmış yanaklarımdan yukarı yağan
Çocukluğumu...
Ve Annemi,
ve babamı,
ve eşimi kaybettim
...de öyle geldim sana
Tüm tuzu kurularda bir "itler arası diyalog" çığırtkanlığı...
Yüzüme çarpılmadan ben çarpayım yüzümü en iyisi
" Fe Veylun" okuyorum şimdi saçlarıma
Türkçe, Kürtçe, Arapça şaştım kaldım
...da öyle geldim sana...
Ülkemi kaybettim ülkeler içinde
Halkımı yitirdim halkımın içinde
Puttan balta yapmışlar Asa'dan ip...
İbrahim'den bir Musa nasıl çıkartırım bu kalpten?
İşte toparlandım..
İşte gitmiyorum..
Beni bağışla diye kırılmamış dökülmemiş tevbelerle yola düştüm
...de öyle geldim sana
Tanıdığım bütün çirkinler "Gü(ze)lden" bahsediyorlardı
"Nasıl bulmak istiyorsan öyle bırak" yazar mı mesela cennetin kapısında?
bu gurbet çok uzun geldi gençliğimin ortasında
böyle tüm aşklardan...
onun bildiğini bilseydim az gülüp çok ağlayacağım
acıklı kahkahalarımdan caydım
...da öyle geldim sana...
Kilitli kaldı dilim ismimde
Üzerime kapıları kapattım
Hangi adreslere vardıysam herkes yüreğinden yolcu...
Ben: "örtülere bürünenin örtülerine bürünen"
"Kalk!" dedin, kalktım işte..
"başla" dedin satmaya götürdüm kumu be/davadan çöle
anladım: ne kadar kızsa da cellada çokları,
yine de celladın hizmetçiliğine ramdı yolları...
dünyanın tüm ağıtlarını aldım üzerime
"onlara matem bile düşmez" dedim
...de öyle geldim sana
artık dağlar mı yürür denizler mi kabarır
yıldızlar mı dökülür bilemem gayrı...
"Bana ne getirdin" diye sorarsan
Bahar bahar bakan gözlerimi
Ve Kıy(a)metinin –s/is düşüm-ü yüreğimi k/oydum
...da öyle geldim sana...
KayıpKentli
....Güneykent..mersin...
28.03.2006....10:30
BENİ UNUTUN...
çığlıklarımdan aşağı düşersem belki bulurum seni ıslandığım yangınlarda
kayboldum yaşadığım şehirlerde..
kendimi her bulduğumda bir başkasıyla karşılaştım..
kendimi her kaybettiğimde bir daha bulamadım..
sorma: böyle bize neler oldu!
şimdi ellerimde avaz avaz bir yetim..
ellerim dökülüyor saçlarımdan..
bütün nehirler bana akmak zorunda mı?
... daha nereye kadar s/aklayacağım?
daha nereye kadar taşıyacağım?
daha ne kadar kaçıracağım göğüslerimi emzirdiğim bu çölü?
bu kaçıncı dönüşüm terkettiğin halka?
herkes sana benzemek zorunda mı?
...herkes mi ihanet eder senin gibi?
herkes mi düşer dizlerinin üzerine bin pişman?
... tırnaklarımı yırtıp astığım gecelerde
duvarlara çakılıp kaldığım gecelerde
sesimi tutuşturup boğulduğum gecelerde
bu yürek en çok seni ağladı
en çok seni sildi ellerine
en çok seni unuttu
en çok sana küstü
en çok seni bağışladı
böyle mi olacaktı(k)?
kırık... dökük...
bütün hüzünleri bana bırakıp ...
hoşçakalamam ki?
artık!! bütün sevinçler senin olsun...
bu dağlar çürür artık...
baharlar gelse nolur..gelmese ne olur?
diktiğim iğneler...ektiğim topraklar..
okşadığım çiçekler artık meyve verir mi sanıyorsun?
... bekleme anne
akşamları evine dönen oğlun değilim ben...
beni otur yeniden doğur sen....
bekleme anne
sabahları camdan bakan kızın değilim ben..
beni otur yeniden büyüt sen....
............ dilimde zehirden bir şarkı...
kaç yüzyıldır kendimi kapattığım odamda...
bütün komşulara yüzümü dağıttım... tanımıyorum artık kimseyi... beni unutun... ........... bir kaç yüzyıl daha ağlasam belki dirilir
ben de belki tek bir ...bir tek çiçek!!
Kayıpkentli..
11.07.2006...00:00
güneylent/mersin
kayboldum yaşadığım şehirlerde..
kendimi her bulduğumda bir başkasıyla karşılaştım..
kendimi her kaybettiğimde bir daha bulamadım..
sorma: böyle bize neler oldu!
şimdi ellerimde avaz avaz bir yetim..
ellerim dökülüyor saçlarımdan..
bütün nehirler bana akmak zorunda mı?
... daha nereye kadar s/aklayacağım?
daha nereye kadar taşıyacağım?
daha ne kadar kaçıracağım göğüslerimi emzirdiğim bu çölü?
bu kaçıncı dönüşüm terkettiğin halka?
herkes sana benzemek zorunda mı?
...herkes mi ihanet eder senin gibi?
herkes mi düşer dizlerinin üzerine bin pişman?
... tırnaklarımı yırtıp astığım gecelerde
duvarlara çakılıp kaldığım gecelerde
sesimi tutuşturup boğulduğum gecelerde
bu yürek en çok seni ağladı
en çok seni sildi ellerine
en çok seni unuttu
en çok sana küstü
en çok seni bağışladı
böyle mi olacaktı(k)?
kırık... dökük...
bütün hüzünleri bana bırakıp ...
hoşçakalamam ki?
artık!! bütün sevinçler senin olsun...
bu dağlar çürür artık...
baharlar gelse nolur..gelmese ne olur?
diktiğim iğneler...ektiğim topraklar..
okşadığım çiçekler artık meyve verir mi sanıyorsun?
... bekleme anne
akşamları evine dönen oğlun değilim ben...
beni otur yeniden doğur sen....
bekleme anne
sabahları camdan bakan kızın değilim ben..
beni otur yeniden büyüt sen....
............ dilimde zehirden bir şarkı...
kaç yüzyıldır kendimi kapattığım odamda...
bütün komşulara yüzümü dağıttım... tanımıyorum artık kimseyi... beni unutun... ........... bir kaç yüzyıl daha ağlasam belki dirilir
ben de belki tek bir ...bir tek çiçek!!
Kayıpkentli..
11.07.2006...00:00
güneylent/mersin
ESADLAR DİVANI-5/İnanmıyorum Artık:Şükürler Olsun!
1)İnançlar: cemaatlere girebilmek için satın alınan biletler gibi artık esad!
Yırttım bütün ellerimi…
Girmeyi değil gitmeyi istiyorum artık
Ben’i de çözdüm esad, ben: en çok onlarmış!
Öyleyse artık kimse ben değil,
ben bir başkası değilim artık!
Aşık olduklarında sözlerimizi bilgece bulan suratlar
Öptüklerinde çürümüş ağızlarına kestikleri faturalar olalım istiyorlar.
Bu yüzden kendimizi ödeyerek borçlanıyoruz ayrılıklara
Onlar h/aciz olup dayanırken dostluğumuza!
2)Ağzımı bıçaklıyorum geceleri, niyeyse!
Soru sormak ve cevap vermek: yalan, esad
Hazinenin yerini sormadan önce gözlerime bakanlar
hep aynı şeyi söylüyorlar:"Seni çok seviyoruz!"
"Ben de sizi" demek yerine:
"bende hazine yok" diyorum esad
"ben sadece bir kül yorumcusuyum."
kamyoncu olarak gelenlerin
mühendis olarak çıktıkları bir kalbim var: hepsi bu
bendeki: asya hep üşüyor, bendeki: asya hep çocuksuz!
İşte o zaman kalbim bir uçurum oluyor kendilerini attıkları…
Sevdiklerimin ellerinden kendi ölümü toplamaktan bıktım ben, esad
Bütün bırçi’ler yağmalayarak doyuyor,ve sürekli konuşarak,niye?
Ben artık sussam diyorum esad, çok sussam…
Bıktım, bulmaktan kendimi kan denizlerinde
Oysa dağları çağıracak kadar da cesurum gözlerime
3)Kimi seviyorum esad ben?
Kim seviyor beni?
Elimi neye atsam, yanılsamalar…
Kiminle yola çıksam onu ayaklarımı emerken buluyorum.
yorgunsam sevgimden, ki zûl oluyor(lar) bana!
öyleyse:İnanmıyorum artık:şükürler olsun!
Şükürler olsun, sev(il)miyorum.:
Koşarak geldim sana diyenler; kendi karanlıklarından kaçtıklarını söylemiyorlar
Sonrası:güçlü oldukları için değil, çaresiz oldukları için sarılanlar insana!
Oysa ben,ah ben!
Herşey “Mersinde bitti” sanıyordum,
Herşey “İstanbulda başladı” işte, esad…
4)Parmaklarımı yakıp baş ucuma bırakıyorum geceleri
Ben karanlıklarda büyümedim ki,sobanın ateşi olsun,vururdu tavana
Ateşi izleyerek uyuyan gözlerim alışmadı zifirden hayatın uykusuna
Babam bana hep aynı masalı anlatarak büyüttü
Kaplumbağa ve sincap komşu olacaklar
Kim kimin evine misafir olacak dersin?
Kabuğumda yer yok, dallar ise çok uzak
Gayri içim çok acıyor esad
Ben yabancıların talanına açık bir dostmuşum
ki:Yaralıyım Şimdi sığınacak kadar, düşmanlarıma,ah!
5)Bulduğumu ağzıma götürürmüşüm ya çocukken, esad
Ağzıma bir salıncak mı kursam?-Yoksa kendimi dudaklarımdan uzaklaştırırak mı büyüsem?
Kayıpkentli -
24.şubat.2010
Kıztaşı/İstanbul 05:30
Yırttım bütün ellerimi…
Girmeyi değil gitmeyi istiyorum artık
Ben’i de çözdüm esad, ben: en çok onlarmış!
Öyleyse artık kimse ben değil,
ben bir başkası değilim artık!
Aşık olduklarında sözlerimizi bilgece bulan suratlar
Öptüklerinde çürümüş ağızlarına kestikleri faturalar olalım istiyorlar.
Bu yüzden kendimizi ödeyerek borçlanıyoruz ayrılıklara
Onlar h/aciz olup dayanırken dostluğumuza!
2)Ağzımı bıçaklıyorum geceleri, niyeyse!
Soru sormak ve cevap vermek: yalan, esad
Hazinenin yerini sormadan önce gözlerime bakanlar
hep aynı şeyi söylüyorlar:"Seni çok seviyoruz!"
"Ben de sizi" demek yerine:
"bende hazine yok" diyorum esad
"ben sadece bir kül yorumcusuyum."
kamyoncu olarak gelenlerin
mühendis olarak çıktıkları bir kalbim var: hepsi bu
bendeki: asya hep üşüyor, bendeki: asya hep çocuksuz!
İşte o zaman kalbim bir uçurum oluyor kendilerini attıkları…
Sevdiklerimin ellerinden kendi ölümü toplamaktan bıktım ben, esad
Bütün bırçi’ler yağmalayarak doyuyor,ve sürekli konuşarak,niye?
Ben artık sussam diyorum esad, çok sussam…
Bıktım, bulmaktan kendimi kan denizlerinde
Oysa dağları çağıracak kadar da cesurum gözlerime
3)Kimi seviyorum esad ben?
Kim seviyor beni?
Elimi neye atsam, yanılsamalar…
Kiminle yola çıksam onu ayaklarımı emerken buluyorum.
yorgunsam sevgimden, ki zûl oluyor(lar) bana!
öyleyse:İnanmıyorum artık:şükürler olsun!
Şükürler olsun, sev(il)miyorum.:
Koşarak geldim sana diyenler; kendi karanlıklarından kaçtıklarını söylemiyorlar
Sonrası:güçlü oldukları için değil, çaresiz oldukları için sarılanlar insana!
Oysa ben,ah ben!
Herşey “Mersinde bitti” sanıyordum,
Herşey “İstanbulda başladı” işte, esad…
4)Parmaklarımı yakıp baş ucuma bırakıyorum geceleri
Ben karanlıklarda büyümedim ki,sobanın ateşi olsun,vururdu tavana
Ateşi izleyerek uyuyan gözlerim alışmadı zifirden hayatın uykusuna
Babam bana hep aynı masalı anlatarak büyüttü
Kaplumbağa ve sincap komşu olacaklar
Kim kimin evine misafir olacak dersin?
Kabuğumda yer yok, dallar ise çok uzak
Gayri içim çok acıyor esad
Ben yabancıların talanına açık bir dostmuşum
ki:Yaralıyım Şimdi sığınacak kadar, düşmanlarıma,ah!
5)Bulduğumu ağzıma götürürmüşüm ya çocukken, esad
Ağzıma bir salıncak mı kursam?-Yoksa kendimi dudaklarımdan uzaklaştırırak mı büyüsem?
Kayıpkentli -
24.şubat.2010
Kıztaşı/İstanbul 05:30
YOL OL!!!

Kör olduğum içinmiş bunca gördüklerim
Gökten üç elma düştü elmacık kemiklerime
Durmadı kararması gülüşlerimin
Biliyor musun
Her meyveli ağacı taşlamazlar
Kimisini keserler....kurt düştü diye
Kimse sormaz
Bu kurdu bu ağaca kim düşürdü öyleyse?
Dünya değil insan yuvarlak
Öyle olmasa neden dönmez gidenler terk ettikleri noktaya!!!
"üşüyorum" diyorsun
ne kadar çok giyindiysen
o kadar titrediğini görmüyor musun?
Haydi!
başla soyunmaya!
Ama elbiselerinden değil!!!
Tekmelemeye annesinin karnından başlayan insan
Sevdiklerini tekmelemiş çok mu?
Haydi sarıl kendine!
Okşa başını"geçti...
hepsi geçti" de
bunu önce sen yap kendine
Gar'ına değil
Yaygarasına veda et şehirlerin
Hazırlan haydi
Ve yola çık-ma sakın!
Yolun kendisi ol artık
Yolun kendisi ol
Yol ol...
k.k
09.03.2006
güneykent!
Gökten üç elma düştü elmacık kemiklerime
Durmadı kararması gülüşlerimin
Biliyor musun
Her meyveli ağacı taşlamazlar
Kimisini keserler....kurt düştü diye
Kimse sormaz
Bu kurdu bu ağaca kim düşürdü öyleyse?
Dünya değil insan yuvarlak
Öyle olmasa neden dönmez gidenler terk ettikleri noktaya!!!
"üşüyorum" diyorsun
ne kadar çok giyindiysen
o kadar titrediğini görmüyor musun?
Haydi!
başla soyunmaya!
Ama elbiselerinden değil!!!
Tekmelemeye annesinin karnından başlayan insan
Sevdiklerini tekmelemiş çok mu?
Haydi sarıl kendine!
Okşa başını"geçti...
hepsi geçti" de
bunu önce sen yap kendine
Gar'ına değil
Yaygarasına veda et şehirlerin
Hazırlan haydi
Ve yola çık-ma sakın!
Yolun kendisi ol artık
Yolun kendisi ol
Yol ol...
k.k
09.03.2006
güneykent!
GÖTÜR MENİ BU ŞEHERDEN!/ Beklenen’e...
Götür beni bu şehirden
Yaralarım sızıyor
irin irin birikiyorum içimdeki pişmanlıklara
Meğer hep yanlış kurtuluşlardan açılmışım içimdeki firarlara
Gece gündüz peşine takıldığım tayfunlar
Mayınlanmış özgürlüklere bıraktılar beni
Paramparça bıraktım ardımda yüreğimi
Üzerine maviler çekilmiş tutsaklıklarda yitirdim on yedi yaşımın sesini
Götür beni bu şehirden
Avuçlarımdan hep kan sızıyor
Uzatamıyorum ellerimi
gözyaşımın pervazına sığınan gök yorgunu hiç bir göçmen kuşa
Hangi sofraya otursam
Yanımda diz çökmüş buluyorum dünyanın en mazlum güllerini
Bir deri bir kemik simsiyah elleri
Paylaştıkça azığımı, azalıyor, insanlığa olan utancı yeryüzünün...
Kendime arta kalan ancak iki zeytin
Al biri senin olsun!
Yeter ki götür beni bu şehirden
Sırtımdaki kabuklar kavlıyor bir bir
yüklendikçe ezginliklerini dilini bilmediğim iklimlerin
Bir bakıyorum:en dehşetli cezirleri,depremleri,felaketleri yüklenmişim
Kaç bezirgan sahip çıkmış yüküme bir bilsen
Kaç göçüm dağılmış kalmış Sina’da Kerbela’da Sahra’da bir bilsen
Götür beni bu şehirden
Halkının elinden tutup Kızıldenizi geçiren Musa gibi
Geçir beni batıl zalimlerin denizlerinden
Kurtar beni yüzyılımın Firavunlarının elinden
Çocuklarını taş ocaklarında yitiren
Toplama kamplarından topal bir kartal umuduyla kaçan
Sığındığı hiçbir vatanda barındırılmayan
Bir Çeçen mültecisi gibiyim
Bak!Hep suratına tükürülmüş bir Azeri diliyle yalvarıyorum sana
Götür Meni bu şeherden!
İnanan sabreden ve merhamet edenlerin ülkelerine götür beni"
Üzerlerine ateşlerin kapıları kapatılmışlarla
" bırakma beni" Umutsuz olmaz" diyorsun
Oysa sana kanayan son umudumu da vermek isterdim
ama" Sevdigiyin başi için abe " dedi diye
Onu da usulca bir dilencinin titrek avuçlarına bıraktım
Yürüyeceğimiz yollar umutsuz da olsa
Karanlık ta olsa
Işıksız da olsa
Yerlerin ve Göklerin barındırdığı tüm mazlum çığlıklardan
Mustazaf bir çığlıkla sesleniyorum sana
Ne olur Götür beni Bu Şehirden...
25.09.2003
PERŞEMBE 04:20
Mersin/ KayıpKentli
Yaralarım sızıyor
irin irin birikiyorum içimdeki pişmanlıklara
Meğer hep yanlış kurtuluşlardan açılmışım içimdeki firarlara
Gece gündüz peşine takıldığım tayfunlar
Mayınlanmış özgürlüklere bıraktılar beni
Paramparça bıraktım ardımda yüreğimi
Üzerine maviler çekilmiş tutsaklıklarda yitirdim on yedi yaşımın sesini
Götür beni bu şehirden
Avuçlarımdan hep kan sızıyor
Uzatamıyorum ellerimi
gözyaşımın pervazına sığınan gök yorgunu hiç bir göçmen kuşa
Hangi sofraya otursam
Yanımda diz çökmüş buluyorum dünyanın en mazlum güllerini
Bir deri bir kemik simsiyah elleri
Paylaştıkça azığımı, azalıyor, insanlığa olan utancı yeryüzünün...
Kendime arta kalan ancak iki zeytin
Al biri senin olsun!
Yeter ki götür beni bu şehirden
Sırtımdaki kabuklar kavlıyor bir bir
yüklendikçe ezginliklerini dilini bilmediğim iklimlerin
Bir bakıyorum:en dehşetli cezirleri,depremleri,felaketleri yüklenmişim
Kaç bezirgan sahip çıkmış yüküme bir bilsen
Kaç göçüm dağılmış kalmış Sina’da Kerbela’da Sahra’da bir bilsen
Götür beni bu şehirden
Halkının elinden tutup Kızıldenizi geçiren Musa gibi
Geçir beni batıl zalimlerin denizlerinden
Kurtar beni yüzyılımın Firavunlarının elinden
Çocuklarını taş ocaklarında yitiren
Toplama kamplarından topal bir kartal umuduyla kaçan
Sığındığı hiçbir vatanda barındırılmayan
Bir Çeçen mültecisi gibiyim
Bak!Hep suratına tükürülmüş bir Azeri diliyle yalvarıyorum sana
Götür Meni bu şeherden!
İnanan sabreden ve merhamet edenlerin ülkelerine götür beni"
Üzerlerine ateşlerin kapıları kapatılmışlarla
" bırakma beni" Umutsuz olmaz" diyorsun
Oysa sana kanayan son umudumu da vermek isterdim
ama" Sevdigiyin başi için abe " dedi diye
Onu da usulca bir dilencinin titrek avuçlarına bıraktım
Yürüyeceğimiz yollar umutsuz da olsa
Karanlık ta olsa
Işıksız da olsa
Yerlerin ve Göklerin barındırdığı tüm mazlum çığlıklardan
Mustazaf bir çığlıkla sesleniyorum sana
Ne olur Götür beni Bu Şehirden...
25.09.2003
PERŞEMBE 04:20
Mersin/ KayıpKentli
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)